Yeni Otomobillerde Izgara (Grill) Niçin Büyüdü? İşte Bu Tasarım Tercihinin Altındaki Gerçekler!

Yeni otomobillerde ön taraftaki ızgara tasarımının niçin eskiye kıyasla giderek büyüdüğünü asla düşünmüş müydünüz? Gelin sebeplerine hep beraber bakalım.
Son yıllarda trafikte yanınızdan geçen yeni model otomobillere dikkat ettiyseniz, muhtemelen ön tarafta yer edinen ve giderek devasa boyutlara ulaşan ızgaralar gözünüze çarpmıştır. Eskiden yalnız motoru soğutmak ve markanın logosunu taşımak için orada duran o mütevazı parça, şimdilerde neredeyse arabanın ön yüzünün tamamını, hatta kimi zaman tamponun alt kısmını bile kaplıyor.
Peki otomobil üreticileri niçin ansızın bu “büyük ağızlı” tasarım modasına geçiş yapmış oldu? Bu durum yalnız tasarımcıların güzel duyu bir tercihi mi yoksa altında yatan teknik zorunluluklar mı var?
Gösteriş, statü ve ruhsal etkisinde bırakır
Bu büyümenin arkasındaki en baskın nedenlerden biri tamamen ruhsal idrak ve prestij arayışıdır. Otomobil dünyasında büyük bir ön yüz, tarihsel olarak devamlı kuvvetli bir motorun ve lüksün simgesi olmuştur. Markalar, ürettikleri araçların yolda daha heybetli, daha agresif ve daha kendinden güvenilir durmasını istiyor. Bilhassa lüks segmentteki araçlar için bu durum, trafikteki öteki sürücülere bir güç mesajı vermek anlamına geliyor.
Dikiz aynasından arkadaki araca bakmış olduğunuzda gördüğünüz o devasa ızgara, aracın olduğundan daha geniş ve yapılı görünmesini sağlıyor. Ek olarak Çin ve ABD şeklinde dünyanın en büyük otomobil pazarlarında tüketiciler, statü sembolü olarak gördükleri için heybetli ve büyük yüzlü otomobilleri daha çok tercih ediyor. Üreticiler de küresel satışlarını çoğaltmak adına bu öğrenci dev ızgaralarla cevap veriyor.
Performans ihtiyacı

İşin yalnız gösterişten ibaret bulunduğunu düşünmek haksızlık olur zira bu büyümenin ardında ciddi bir mühendislik zorunluluğu da yatıyor. Günümüz çağdaş motorları, eski motorlara kıyasla hacim olarak küçülse de performans olarak oldukca daha çok güç üretiyor. Ufak hacimli motorlardan yüksek beygir güçleri alabilmek için kullanılan turbolar ve öteki aşırı besleme sistemleri, kaputun altında inanılmaz bir ısının oluşmasına niçin oluyor.
Motorun verimli çalışabilmesi ve parçaların zarar görmemesi için bu ısının hızla tahliye edilmesi ve içeriye bolca oranda taze hava girmesi gerekiyor. Izgara yüzeyi ne kadar geniş olursa radyatöre ve motor bloğuna çarpan hava miktarı da o denli artıyor. Dolayısıyla tasarımcılar, motorun nefes alabilmesi için ızgaraları genişletmek zorunda kalıyor.
Karmaşıklaşan soğutma sistemleri

Bir tek motorun kendisi değil, aracın haiz olduğu öteki donanımlar da artık fazladan soğutmaya gerekseme duyuyor. Çağdaş arabaların karmaşık yapısı yalnız su radyatörünü değil, turbo intercooler’ı, şanzıman yağ soğutucusunu, klima kondenserini ve hatta var ise hibrit batarya sistemlerini de soğutmayı gerektiriyor.
Ön tarafta üst üste binmiş bu kadar oldukca radyatör ve soğutucu açık oturum varken, bu tarz şeyleri besleyecek hava girişinin de naturel olarak büyümesi gerekiyor. Bilhassa performans odaklı modellerde frenlerin bile hava kanallarıyla soğutulması gerektiğinden ön tampon ve ızgara tasarımı, havayı en verimli şekilde yönlendirecek devasa bir hava girişine dönüşüyor.
Teknolojik oyuncakları gizleme alanı

Büyük ızgaraların bir öteki ergonomik faydası da yeni nesil güvenlik teknolojilerini saklamak için muhteşem bir alan yaratmasıdır. Günümüz otomobilleri adaptif hız sabitleyici, şerit takip asistanı, otomatik frenleme ve park sensörleri şeklinde sayısız radar ve sensörle donatılmış durumda. Bu sensörlerin hepsi aracın ön kısmında, yolu en iyi görecekleri noktada olmak zorunda sadece pürüzsüz bir tamponun üstüne yerleştirilmiş siyah kutular yada lensler göze {hiç de} hoş görünmüyor.
Üreticiler, bu teknolojik donanımları devasa ızgaraların petekli yapısının yada marka logosunun arkasına gizleyerek hem şık bir görünüm elde ediyor hem de sensörlerin işlevini koruyor. Izgara büyüdükçe, bu karmaşık sensörleri saklayacak alan da artmış oluyor.
Ve son olarak normal olarak marka kimliği

Son olarak aerodinamik kurallar gereği arabaların genel formunun birbirine benzemeye başladığı bir dönemde, markalar fark yaratmak için yüzlerine odaklanıyor. Rüzgar tüneli testleri, yakıt tasarrufu için bir çok arabanın benzer yumuşak hatlara haiz olmasını dikte ederken, tasarımcıların özgünlük katabileceği en mühim alan aracın ön yüzü kalıyor. Bir marka, devasa böbrek ızgaralarıyla yada boydan boya uzanan panjurlarıyla uzaktan bile tanınmak istiyor.
Büyük ızgara, markanın imzasını taşıyan en belirgin kimlik kartı hâline gelmiş durumda. Elektrikli araçlarda teknik olarak ızgaraya gerekseme duyulmasa bile sırf bu marka aidiyetini sürdürmek ve tüketicinin gözündeki “otomobil yüzü” algısını korumak için kapalı fakat büyük ızgara tasarımlarının devam ettiğini görüyoruz ki görünüşe gore bu anlayış, uzun bir süre daha devam edecek…



