Aslına bakarsak Düşündüğümüzden Oldukça Daha Eski: İşte Suni Zekânın İlk Örnekleri

Her ne kadar suni zekânın son 10 yıla dayandığı düşünülse de bundan yüzlerce yıl eskiye dayanan bir teknoloji. Peki o yıllarda suni zekâ tam olarak iyi mi var oldu?
Çoğumuz suni zekâyı son birkaç senenin popüler teknolojik patlaması ya da bilim kurgu filmlerinden fırlamış fütüristik bir kavram olarak görüyoruz sadece işin aslı {hiç de} o şekilde değil şundan dolayı insanlık, düşünebilen ve kendi kendine hareket edebilen makinelerin hayalini binlerce senedir kuruyor.
Bugün cebimizde taşıdığımız o akıllı asistanların ve karmaşık algoritmaların kökleri, çağıl bilgisayarların icadından fazlaca daha öncesine, antik mitolojilere, orta son zamanların dahi mühendislerine ve ilk matematikçilere kadar uzanıyor. Gelin bu hızla gelişen teknolojinin tozlu raflardaki şaşırtıcı geçmişine ve suni zekânın ilk örneklerine beraber göz atalım.
Antik mitolojiden doğan robot fikri
Suni zekâ fikrinin tohumları aslına bakarsak ilk kod satırı yazılmadan fazlaca ilkin Antik Yunan mitolojisinde atılmıştı. O dönemlerde teknoloji bugünkü benzer biçimde çiplerden yada elektrik devrelerinden oluşmasa da “suni yaşam” terimi hikâye anlatıcılarının zihnini süslüyordu. Efsaneye gore Girit Adası’nı korumakla görevli bronz dev Talos, kim bilir tarihin hayal edilen ilk otonom robotuydu.
Hephaestus tarafınca yaratılan ve kendi iradesiyle hareket edip talibi istilacılara karşı korumak için çaba sarfeden bu dev, insanların zihninde mekanik bir zekanın mümkün olabileceğine dair ilk kıvılcımları çakmıştı. Yalnız Talos değil, Pygmalion’un canlanan heykeli Galatea benzer biçimde efsaneler de insanoğlunun cansız maddeye zekâ ve ruh verme arzusunun ne kadar eski bulunduğunu kanıtlar niteliktedir.
Doğunun mekanik dehaları ve otomatlar

Tarih sayfalarını mitolojiden bilime, bilhassa de Doğu’nun Altın Çağı’na çevirdiğimizde karşımıza sibernetiğin babası sayılan El Cezeri çıkıyor. Orta Çağ’da yaşayan bu büyük mühendis, suyun ve mekanik parçaların enerjisini kullanarak “otomat” adını verdiği makineler tasarlamıştı. El Cezeri’nin yapmış olduğu ve belirli aralıklarla müzik çalan robotik gruplar yada suyu otomatikman döken mekanik hizmetçiler, bugünkü programlanabilir makinelerin atası olarak kabul edilir.
Bu cihazlar çağıl anlamda düşünen bir suni zekâ olmasa da insan müdahalesi olmadan belirli bir mantık silsilesiyle hareket edebilmeleri, bugünkü algoritmaların dişliler ve çarklarla yapılmış ilkel fakat çok önemli bir versiyonuydu.
Matematiğin gücü ve düşünen makineler

Endüstri Devrimi ve sonrasında ise işin rengi tamamen değişerek mekanikten saf matematiğe doğru kaymaya başladı. Bu devrin en çarpıcı figürlerinden kabul edilen Ada Lovelace, makinelerin yalnız sayı hesaplamaktan fazlasını yapabileceğini, hatta beste bile yapabileceğini öngörerek tarihin ilk bilgisayar programcısı unvanını aldı sadece suni zekâ teriminin tam anlamıyla ete kemiğe bürünmesi ve kuramsal altyapısının oluşması, İkinci Dünya Savaşı yıllarında Alan Turing yardımıyla oldu.
Turing, makinelerin yalnız işlem yapmadığını, hem de mantık yürütebileceğini savundu. Meşhur “Turing Testi” ile “Makineler düşünebilir mi?” sorusunu bilim dünyasının kucağına bırakan Turing, bugün kullandığımız suni zekâ teknolojilerinin de babası sayılır.
Suni zekânın resmi doğuşu

Tüm bu tarihsel birikimlerin, mitolojik hayallerin ve matematiksel teorilerin sonucunda suni zekâ, 1956 senesinde Dartmouth Konferansı’nda resmî olarak isimlendirildi ve bir bilim dalı hâline geldi. John McCarthy ve arkadaşlarının düzenlemiş olduğu bu zamanı toplantı, suni zekânın doğum günü olarak kabul edilir.
O günden sonrasında laboratuvarlara giren bu teknoloji, satranç oynayan devasa bilgisayarlardan bugün bizimle söyleşi eden gelişmiş dil modellerine kadar uzanan inanılmaz bir evrim geçirdi. Şu demek oluyor ki özetle, bugün elimizin altındaki bu teknoloji, yalnız Silikon Vadisi’nin değil, binlerce senelik bir insanlık rüyasının gerçeğe dönüşmüş hâli diyebiliriz.



