Ferrari’yi Kıskandıran Japon: Honda NSX’i Efsaneleşmiş Icra eden ve Bugün Bile Konuşulan Özellikleri!

Honda NSX, 90’lı yıllarda Avrupalı süper otomobil üreticilerine meydan okuyan bir teknoloji harikasıydı. Peki, Japon mühendisliğinin bu zirve noktasını “efsaneleşmiş” icra eden neydi? Ayrton Senna’nın dokunuşu, tamamı alüminyum gövdesi ve VTEC motoru… İşte Honda NSX’i unutulmaz kılan o detaylar.
1980’lerin sonu ve 90’ların başına gidelim. “Süper otomobil” denildiğinde akla gelenler belliydi: Ferrari, Lamborghini, Porsche. Bu araçlar posterleri süsler, hayallere girerdi fakat bir de karanlık yüzleri vardı. Devamlı arıza yaparlardı, bakımları inanılmaz pahalıydı ve kent içinde kullanmak tam bir işkenceydi. Klima? Lüks. Görüş açısı? Tanktan hallice. Bu otomobiller pist için tasarlanmış, yola zorla adapte edilmiş canavarlardı.
İşte tam bu aşamada, Honda sahneye çıktı ve tüm oyunun kurallarını değiştirecek bir düşünce ortaya attı: “Gündelik kullanıma uygun süper otomobil.” Japonlar, F1’deki mühendislik başarılarını yola aktarmak istiyordu. Hem bir Ferrari kadar süratli ve coşku verici hem de bir Honda Civic kadar güvenilir ve konforlu bir vasıta yapabilirler miydi? Bu probleminin cevabı, otomotiv tarihini değiştirecek bir isim oldu: Honda NSX (New Sportscar eXperimental).
Pistlerin efendisi onaylı: Ayrton Senna dokunuşu
Honda, F1’de McLaren’a motor tedarik ediyordu ve o devrin emsalsiz en büyük yıldızı Ayrton Senna, Honda motorlu araçlarla şampiyonluklar kazanıyordu. Honda mühendisleri, NSX’in prototipini tamamladıklarında, onu kontrol etmesi için Senna’dan daha iyi bir isim düşünemezlerdi. Efsaneleşmiş pilot, aracı Japonya’daki Suzuka Pisti’nde acımasızca kontrol etti ve ilk yorumu netti: “Mükemmel görünüyor fakat şasi bir cam kadar kırılgan.”
Senna, aracın virajlarda fazla esnediğini, yeterince “sert” olmadığını söylemiş oldu. Ona nazaran bu, bir süper otomobil için kabul edilemezdi. Honda mühendisleri, bu paha biçilmez geri bildirimi ciddiye alarak aracı derhal garaja çekti. Aylarca devam eden emekler sonunda NSX’in şasisi, Senna’nın istediği seviyeye gelene kadar yüzde 50 daha sertleştirildi. Şu demek oluyor ki bugün hayranlıkla baktığımız o keskin yol tutuşu, direkt F1 efsanesi Ayrton Senna’nın imzasını taşıyor.
Otomobil tarihinde bir ilk: Tamamı alüminyum monokok beden

NSX’i efsaneleşmiş icra eden en mühim teknik detay, gövdesidir. O dönemde Ferrari F40 şeklinde ikonlar bile ağırlıklı olarak çelik boru şasi ve karbon-kevlar paneller kullanırken, Honda devrim durumunda bir adım attı. NSX, dünyanın tamamı alüminyum monokok, şu demek oluyor ki tek parça gövdeye haiz ilk seri üretim otomobili oldu. Bu, uzay mekiği teknolojisini yola indirmek şeklinde bir şeydi.
Bu tercihin anlamı şuydu: İnanılmaz bir hafiflik ve burulma direnci. NSX, rakiplerinden yüzlerce kilo daha hafifti. Daha hafifçe bir otomobil ise daha iyi hızlanma, daha iyi frenleme ve daha keskin dönemeç kabiliyeti demekti. Alüminyumun paslanma problemininin olmaması da cabasıydı. Honda, bu teknolojiyi kullanabilmek için yepyeni üretim teknikleri ve kaynak robotları buluş etmek mecburiyetinde bırakıldı. Bu yalnız bir otomobil üretmek değil, bununla beraber mühendislik dersi vermekti.
8000 devir çeviren bir mühendislik harikası: VTEC motor!

Rakipleri Ferrari 348 (V8) ve Porsche 911 (Flat-6) ile boğuşurken, NSX’in kaputunun altında “yalnız” 3.0 litrelik bir V6 motor vardı. Kağıt üstünde bu bir dezavantaj şeklinde görünse de bu motor bayağı bir V6 değildi. Bu, Honda’nın efsanevi VTEC teknolojisiyle donatılmış bir mühendislik harikasıydı. Üstelik titanyum biyel kolları şeklinde egzotik malzemeler kullanan ilk seri üretim motorlardan biriydi.
VTEC, motora adeta çift karakter kazandırıyordu. NSX, düşük devirlerde ve kent içinde sakin, itaatkâr ve kullanımı kolay bir otomobildi. Sadece gaz pedalına bastığınızda ve devir saati yükseldiğinde, VTEC’in ikinci, agresif eksantrik mili profili devreye giriyordu. 8000 rpm’e kadar feryat atabilen bu motor, F1 araçlarını çağrıştıran mekanik bir senfoni sunuyor ve sürücüsüne safkan bir yarış otomobili hissi yaşatıyordu. Rakiplerinden daha azca beygir gücüne (274 hp) haiz olmasına karşın, hafifliği ve motor karakteriyle o açığı fazlasıyla kapatıyordu.
Honda NSX, yalnız süratli bir otomobil değildi; bir felsefeydi. Süper otomobillerin de güvenilir, konforlu ve her gün kullanılabilir olabileceğini kanıtladı. Avrupalı üreticileri o denli sarstı ki Ferrari, bir sonraki modeli F355’i geliştirirken NSX’i baz alarak kendi araçlarının standardını ve dayanıklılığını çoğaltmak mecburiyetinde bırakıldı. NSX, oyunu değiştiren “anti-süper otomobil” olarak tarihe geçti.
Peki sizce Honda NSX, o dönem Avrupalı rakiplerini hakikaten alt edebilmiş miydi? Mevzuyla ilgili yorumlarınızı bekliyoruz.



