The Dark Knight (Kara Şövalye) Hakkında 20 İnanılmaz Detay

The Dark Knight ya da Türkçe adıyla Kara Şövalye, meşhur yönetmen Christopher Nolan’ın ustalık eserlerinden birisi. Toplamda 3 filmden oluşan Batman serisi, uzun seneler ilkin son buldu. Sadece bu destansı maceranın Marvel filmlerini aratmayan bilgileri vardı.
Christopher Nolan’ın yönetmenlik koltuğuna geçmiş olduğu Batman üçlemesi genel olarak fazlaca başarılıydı. İkinci filmden itibaren Kara Şövalye (The Dark Knight) adını alan karakterle 1 film daha gördük. Her ne kadar üstünden seneler geçse de seri hâlâ tazeliğini koruyor.
Böylesine başarı göstermiş ve kültleşmiş bir film serisi, naturel olarak derinine inildiği vakit karşılaşılan şahane detaylar barındırıyor. Bahsettiğimiz detaylar içinde filmin genel olarak ne kadar yenilikçi bir duruş sergilediğinden tutun karakterlerin yaratılış aşamalarına kadar birçok değişik unsur var. Isterseniz başlamış olalım.
The Dark Knight (Kara Şövalye) hakkında 20 inanılmaz detay:
IMAX için çekilmiş ilk büyük çaplı filmdi:
Şimdilerde her geçen gün IMAX teknolojisine uygun olarak çekilen büyük çaplı filmlere bir yenisi ekleniyor. 2008’de ise durum bu şekilde değildi. Hatta o zamanlar, IMAX teknolojisiyle gösterilen filmler bile bilhassa IMAX formatına uygun olması için çekilmiyordu.
Christopher Nolan, IMAX’in adeta bir hayranı olduğundan filme ayrılan bütçenin bir kısmını kullanarak bazı sahneleri IMAX kameralarıyla çekti. Açılış sahnesi olan banka soygunu dahil toplamda dört sahne IMAX kameralarıyla çekildi. Şimdilerde IMAX teknolojisi görsel efektlerden oluşan süper kahramanlara harcanıyor.
Serinin ilk filmi Batman Begins ile The Dark Knight’ın senaristleri değişik:

Christopher Nolan’ın yönettiği filmlerin senaryolarını kardeşi Jonathan Nolan’a emanet etmesi artık alışılmış bir durum hâline geldi. Sadece Batman Begins filmimizde bu geleneğe uyulmayıp David S. Goyer ile çalışıldığını görüyoruz. Sebebini bilmesek de Warner Bros.’un parmağı bulunduğunu kestirmek o kadar da kolay olsa gerek.
Sıra The Dark Knight’a geldiği vakit ise Jonathan Nolan adını senarist koltuğunda görüyoruz. David S. Goyer adı bu filmin senarist ekibinde içeriyor olsa da aslolan mesuliyet Jonathan Nolan’daydı. Ayrıca David S. Goyer, Batman v Superman filminin de senaristliğini üstlendi.
Reklam kampanyaları bile filmin içinde hissetmenize yeterdi:

2008 yılı, web üstünden reklam kampanyası yürütmenin bugünkü kadar yaygın olduğu bir vakit değildi. The Dark Knight zamanının ötesinde bir reklam kampanyası yürüttü.
Filmin çıkışından önceki on beş ay süresince Warner Bros. web üstünde filmin broşürlerini yayınladı, Gotham Cable News için bir web sitesi oluşturdu ve hatta üstünde Joker makyajı çizili dolar banknotları dağıtmaya başladı.
Filmin esin almış olduğu üç değişik çizgi roman serisi var:

Christopher Nolan’ın yarattığı Batman evreni ilk bakışta çizgi romanlardan fazlaca uzak bir çizgide seyrediyor. Sadece her çizgi roman uyarlaması filmimizde olduğu benzer biçimde The Dark Knight’ın yapım aşamasında da esinlenilen çizgi romanlar var.
Esinlenilen çizgi romanlar içinde Joker’in geçmişine odaklanan “The Killing Joke”, Batman ve Gordon ilişkisini özetleyen “Batman: Year One” ve Harvey Dent’in Two-Face’e dönüşmesini mevzu alan “Batman: The Long Halloween” içeriyor.
Warner Bros. yeni Joker’i başta beğenmemişti:

Christopher Nolan tarafınca çekilen üçlemede bir çok karakter benzer biçimde Joker de kendine özgü bir karaktere sahipti. Daha ilkin görülmemiş bir karakter yapısı çizen bu Joker, en başta Warner Bros. tarafınca anlaşılamadı. Stüdyo bu şekilde bir karakter yaratılmasına sıcak bakmadı. Sadece Nolan, fikrinin arkasında durarak gelmiş geçmiş en sağlam fena karakterlerden birini beyaz perdeye kazandırdı.
Heath Ledger’ın Joker rolünü alması o dönem şaşırtıcı bir durumdu:

Heath Ledger bugün geriye bakılmış olduğu vakit Joker’in hakkını vermeyi en iyi şekilde başaran erkek oyuncular içinde yerini koruyor. Fakat Heath Ledger adı ilk açıklanmış olduğu vakit insanoğlu bu şekilde bir seçim yapılmasına şaşırmıştı. Şundan dolayı Michael Caine, Christian Bale ve Morgan Freeman benzer biçimde büyük aktörlerin yer almış olduğu bir yapımda, o zamanlar başarı göstermiş olsa da bugünkü ününden uzak olan Heath Ledger, marjinal bir seçimdi.
Filmin çıkmasıyla beraber Heath Ledger ile alakalı şüphelerin yersiz olduğu ortaya çıktı. Heath Ledger, uzun seneler geçtikten sonrasında bile insanların hayranlıkla hatırlamış olduğu bir performans ortaya koydu. Christopher Nolan’ın Heath Ledger ısrarı, The Dark Knight’ı bugün olduğu yere taşıyan en mühim faktörlerden biri.
Heath Ledger, Joker’i oynarken ciddi anlamda eğleniyordu:

Bir insanoğlunun işini iyi yapabilmesi için sevilmiş olduğu, yaparken eğlenilmiş olduğu bir iş icra etmesi gerektiği söylenir. Heath Ledger’ın Joker’i bu kadar iyi canlandırmış olmasının arkasındaysa basit bir eğlenceden fazlaca daha fazlası var. Erkek oyuncu, bunu kendi deklare etti. Ledger’ın kendi söylediklerine bakılırsa Joker en sevmiş olarak canlandırdığı karakterdi.
Joker’in kendini çekmiş olduğu sahnelerin yönetmeni Heath Ledger’dı:
https://www.youtube.com/watch?v=xk3Q04RsB2E
The Dark Knight’ta Jokerin bir el kamerasıyla kendini çekmiş olduğu iki sahne bulunuyor. Bu görüntüler Heath Ledger tarafınca bilhassa amatörce görünecek şekilde yönetildi. Christopher Nolan her ne kadar gözetmenlik yapmış olsa da çekim seçimi, açılar ve ışıklar tamamıyla Heath Ledger’ın tercihine bırakıldı.
Joker’in müziği “Why So Serious” yalnızca iki notadan oluşuyor:
Christopher Nolan’ın Batman üçlemesiyle ilgili çok büyük detaylardan biri de müziklerin Hans Zimmer tarafınca bestelenmiş olması. Nolan dahil olmak suretiyle, Hollywood’daki bir çok yönetmenin ve hatta bazı video oyunu geliştiricilerinin, mevzu müzik olduğu vakit aklına gelen ilk isim Hans Zimmer’dır. Kısacası kendisi yaşayan müzisyenler içinde ayrı bir yere haiz.
Buna karşın filmimizde duyduğumuz Why So Serious bestesinde yalnızca iki nota kullanılıyor olması tamamıyla Hans Zimmer’ın Joker’e bakış açısıyla ilgili. Hans Zimmer, Joker benzer biçimde karmaşık, anlaması güç bir karaktere teknik anlamda rahat bir beste yazarak bir ironi oluşturuyor.
Eskiden Joker’i canlandıran Cesar Romero’nun stiline göndermeler var:

Cesar Romero, geçmişte Joker’i canlandıran sayısız aktörden biri. Christopher Nolan da Romero’ya bir saygı duruşu olarak filmin içine bazı göndermeler yerleştirdi. Filmdeki banka soygunu sahnesinde Joker’in taktığı maske, Batman’in 1966 senesinde başlamış olan tv dizisinde Cesar Romero’nun Joker’i oynarken kullandığı bir maskeye oldukça benziyor.
Joker’in “kalem yitirme” sahnesinde görsel efekt kullanılmadı:
https://www.youtube.com/watch?v=ssA_l5t-o7o
Joker, The Dark Knight’ın bir sahnesinde palyaço olmasının gerekliliklerinden birini yerine getirerek bir kalemin ortadan kaybolmasını sağlıyordu. Doğal ki sihirbazlık gösterisini de kendi usulünce gerçekleştiren Joker, kalemi bir karakterin kafasına saplayarak yok ediyordu. İşte o sahnede tamamıyla naturel yöntemler kullanıldı.
Söz mevzusu kalem, saplanma esnasında kadrajda yer almıyor. Sadece sahne bir tüm hâlinde çekilmiş olduğu için kalemin hâlâ o masa üstünde olduğundan eminiz. Joker’in sihirbazlık gösterisinde “asistanı” olarak kullandığı karakteri canlandıran erkek oyuncu, kafası masaya vurulurken elleriyle kalemi masadan süratli bir halde alıyor. Doğal öncesinde yavaşlatılmış bir halde prova yapılıyor.
Heath Ledger’ın Joker performansı Michael Caine’e bile repliğini unutturmuştu:

Heath Ledger’ın Joker performansıyla ilgili fazlaca fazla madde var biliyoruz. Sadece The Dark Knight diyince hangimizin aklına ilk Joker gelmiyor ki? İşte Heath Ledger’ın performansının filme bu kadar büyük bir tesiri var. Bunu yalnızca biz değil, filmin ekibindeki usta erkek oyuncu Michael Caine de söylüyor.
Caine’in söylediğine bakılırsa, Heath Ledger’ın performansı o denli iyiydi ki kimi zaman hakikaten ürkütücü bir hâl alabiliyordu. Batman’in uşağı Alfred’i canlandıran erkek oyuncu, bir keresinde tecrübe etme çekimleri esnasında Joker’i görmüş olduğu vakit repliğini unuttuğunu belirtiyor.
Joker’in ikonikleşen dudağını yalama hareketi rolünün bir parçası değildi:

Muhtemelen siz de fark etmişsinizdir, Joker film süresince konuşurken tertipli aralıklarla dudağını yalıyor. Bu hareket, Heath Ledger Joker’inin hiçbir şeyi ciddiye almayan karakterine o denli iyi oturuyor ki karakterle bir alakası olmadığına inanmak fazlaca güç.
Heath Ledger’ın bu hareketi yapmasının arkasındaki sebep, Joker makyajı için lüzumlu olan protezlerin fazlaca acele kuruyor oluşuydu. Protezler kurudukça çatlıyor, makyajın bozulmasına sebep oluyordu. Heath Ledger da çareyi tertipli aralıklarla protezleri yalamakta buldu.
Joker’in kişiliği 1933 senesinde çıkan bir Alman filminden esinlenildi:

Joker karakterinin hem fazlaca iyi bir senarist tarafınca yazıldığı hem de fazlaca iyi bir erkek oyuncu tarafınca canlandırıldığı mevzusunda tüm dünya aynı fikir. Bir çok insanoğlunun bilmediği şey ise Christopher Nolan’ın, karakteri yazan Jonathan Nolan’ı bir film izlemekle görevlendirmiş olması.
1933 yapımı bir Alman filmi olan “The Testament of Dr. Mabuse”, The Dark Knight filmindeki Joker karakterinin oluşmasında büyük bir rol oynamış. Dr. Mabuse’un iyi mi bir karakter bulunduğunu söyleyince iki karakter arasındaki ilişkiyi siz de görmüş olacaksınız. Dr. Mabuse, bir akıl hastanesinden kaçarak gittiği her yerde kaosa sebep olan bir karakter. Tanıdık geldi mi? 🙂
Filmimizde Heath Ledger’ın kızına meydana getirilen bir gönderme var:
https://www.youtube.com/watch?v=91TbwAmsIfU
Joker filmin bir noktasında hemşire kılığına girerek bir hastaneye sızıyor. İşte bu sekansta Joker’in giydirilmiş olduğu hemşire giysisinin yaka kısmında bulunan isim etiketinde “Matilda” yazıyor. Matilda, Heath Ledger ve eşinin kızlarına verdikleri isim. Heath Ledger, Matilda 3 yaşlarındayken yaşamını yitirdi.
Coleman Reese karakteri, Riddler ile benzerlikler taşıyor:

Riddler, çizgi romanlarda Batman’in gerçek kimliğini ortaya çıkarmaya çalışan sayısız fena karakterden biri. Coleman Reese de filmimizde Batman’in gerçek kimliğini açıklamaya çalışıyordu. Yalnız, iki karakter arasındaki tek benzerlik bu değil. Riddler’ın gerçek adı E. Nygma, bilmece anlamına gelen ‘enygma’ kelimesine benziyor. Mr. Reese ismiyse gizem anlamına gelen ‘mysteries’ kelimesine benziyor.
Michael Caine’e bakılırsa Batman rolünü en iyi icra eden erkek oyuncu Christian Bale:

Seneler süresince Batman karakterini film ve dizilerde canlandırmış fazlaca iyi erkek oyuncular var. Michael Keaton, George Clooney, Christian Bale ve Ben Affleck bu aktörlerden bazıları. O yüzden Christian Bale’ın gelmiş geçmiş en iyi Batman aktörü bulunduğunu söylemek büyük bir övgü. Üstelik bu övgüyü Michael Caine benzer biçimde bir üstat yapıyorsa…
- Michael Caine bu açıklamayı yapmış olduğu vakit, Ben Affleck hemen hemen Batman’i canlandırmamıştı.
The Dark Knight, gelmiş geçmiş en fazlaca kazanç elde ettiren Batman filmi:

The Dark Knight, 1 milyar dolardan fazla kazanç yaparak bugüne dek çekilen Batman filmleri içinde en fazlaca para kazandıran film oldu. Bu yönüyle bununla beraber 1 milyar dolar barajını geçmeyi başaran ilk çizgi roman filmi olarak tarihe geçti. Filmin 185 milyon dolarlık maliyeti göz önüne alınırsa, görkemli bir kazanç sağlandığını söylemek mümkün.
- Filmin 1 milyar doları aşkın kazancı, 2012 senesinde ABD’de tekrardan gösterime girdiğinde elde edilmiş hasılatın eklenmemiş hâli.
Hem de en yüksek puana haiz Batman filminin de ta kendisi:

The Dark Knight kim bilir tam anlamıyla bir süper kahraman filmi olmanın ötesinde bir yer alarak mükemmel bir fena karakter sunmuş olduğu için otoriteler tarafınca fazlaca iyi eleştiriler aldı. Öyleki ki filmin IMDb puanı 2.000.000’u aşkın oyla 9,0, Rotten Tomatoes puanı ise %94. Hâl bu şekilde olunca tüm Batman filmleri içinde açık ara farkla en yüksek puan alan yapım oldu.
Harvey Dent görevi için yakından tanıdığımız başka erkek oyuncular de düşünüldü:

Aaron Eckhart tarafınca canlandırılan Harvey Dent karakteri, The Dark Knight’ın hikâye örgüsünde kilit bir rol oynuyordu. Bu yüzden karakteri oynayacak erkek oyuncu seçimi fazlaca büyük bir öneme sahipti. Öyleki ki rol için kabul edilen öteki erkek oyuncular içinde bir başka çizgi roman karakteri Wolverine ile özdeşleşen Hugh Jackman, aynı seride Sabertooth’u canlandıran Liev Schreiber ve Hulk karakteriyle iyice ünlenen Mark Ruffalo bulunuyor. The Dark Knight çıkmış olduğu vakit Mark Ruffalo hemen hemen Hulk rolünü üstlenmemişti.
Çıkışından bu yana bir türlü eskimek bilmeyen The Dark Knight’ın garip detaylarına yakından baktığımız yazımızın sonuna geliyoruz. Siz değerli üyelerimizin de filmle ilgili bilmiş olduğu değişik anekdotlar var ise bu tarz şeyleri yorumlar kısmından paylaşabilirsiniz.



