90 Dakikadan Kısa Devam eden 10 Kaliteli Film

Günümüzde derhal hepimiz süre darlığından yakınma ediyor. İş-güç, çoluk-çocuk vs. derken bir film seyretmek için dahi zaman ayırmak mümkün olamayabiliyor.
İşte ikimiz de, film seyretmek isteyen fakat buna süre bulamayan sinemaseverler için bir sıralama hazırladık. İşte bir oturuşta izleyebileceğiniz, her biri birbirinden güzel ve kaliteli 10 film…
1. Paralel Evren (Coherence, 2013)
Bir gök cisminin dünya yakınlarından geçmiş olduğu bir akşam, bir grup dost bir evde akşam yemeği için buluşmuşlardır. Her şey düzgüsel seyrinde sürerken kimi tuhaflıklar yaşanmaya adım atar. Elektrik, telefon ve web kesildikten sonrasında evdekiler ne işe yaradığını araştırmaya adım atar. Dar kadro ve düşük bütçeyle de oldukca iyi bilim kurgu filmi çekilecebileceğini gösteren film, yönetmenin ilk uzun metrajlı filmi.
2. Kapsül (Primer, 2004)
Yetenekli iki genç mühendis, bir garajda gizlice yürüttükleri deneyler esnasında kazara bir süre makinesi keşfederler. Herkesten gizli saklı tuttukları keşiflerini fırsata çevirmeye karar verirler, fakat süreç ilerledikçe vakalar içinden çıkılmaz bir hal alacaktır. Kapsül, izleyiceden çaba bekleyen, kolay anlaşılmayan, hatta bittikten sonrasında bir kere daha seyretme ihtiyacı hissettiren oldukça garip bir yapım.

3. Dünyalı (The Man From Earth, 2007)
Neredeyse tek mekanda, bir odanın içinde geçen aksiyonsuz, dar kadrolu, düşük bütçeli müthiş bir bilim kurgu filmi. Arkadaşları, başka bir yere taşınmaya kabul eden John’a veda etmek için evine gelmişlerdir. Bir taraftan gidiş nedenini öğrenip bir taraftan da kalması için ikna etmeye çalışırlarken, John büyük sırrını açıklayacaktır.

4. Çağdaş Zamanlar (Çağdaş Times, 1936)
Charlie Chaplin, Şarlo tiplemesini kullandığı son sessiz filmi 1930’ların ekonomik bunalım zamanlarında yapmıştı. Çağdaş çağların, endüstri kapitalizminin yarattığı yabancılaşmayı müthiş bir ustalıkla özetleyen film, Chaplin’in komünist olarak damgalanıp dışlanmasına niçin olmuştu.

5. Bisiklet Hırsızları (Ladri di Biciclette, 1948)
Kamerayı setlerden, platolardan sokağa indiren, ustalaşmış oyuncular yerine amatör isimlerle doğaçlama oyunculuğu yeğleyen, toplumsal sorunları mevzu alan ve beyaz perde dili ve estetiği bakımından gerçek bir devrim olan İtalyan Yeni Gerçekçiliği’nin sembol filmi Bisiklet Hırsızları, 2. Dünya savaşı sonrası Roma’da, zor bela bulabildiği yeni işi için almış olduğu bisikleti çaldıran Antonio Ricci ve oğlunun bisikleti aramasını mevzu ediyor.

6. Süre Yolculuğu Hakkında Sıkça Sorulan Sorular (Frequently Asked Questions About Time Travel, 2009)
Hayatta pek başarıya ulaşmış olamamış 3 dost, bir barda içerken kendilerini beklenmedik bir maceranın içinde bulurlar. Süre Yolculuğu Hakkında Sıkça Sorulan Sorular, süre yolculuğu temasını işleyen en keyifli ve gülünç filmlerden biri.

7. Persona (1966)
Sahnelerin parlayan yıldızı, sürecinin en gözde oyuncusu Elisabeth Vogler, bigün bir oyun esnasında suskunluğa bürünür. Durumu idrak etmek ve düzeltmek için birçok şahıs seferber olsa da, Elisabeth suskunluğundan taviz vermez. Son umar olarak gözlerden uzak bir yazlığa gönderilen Vogler’e burada asla durmadan konuşan Alma isminde bir hemşire eşlik edecektir. Senaristliği da Bergman’a ilişik olan Persona, usta yönetmenin en ehemmiyet verdiği yapıtları arasındadır.

8. Serseri Aşıklar (À Bout de Souffle, 1960)
Fransız Yeni Dalga akımının ilk ve en yetkin örneklerinden olan ve kelimenin tam manasıyla kült bir başyapıt olan film, beyaz perdede büyük bir devrim niteliği taşıyor. Beyaz perdenin belli başlı kurallarına uymadan da iyi filmler yapılabileceğini gösteren efsanevi filmin senaristliğini Godard ve Truffaut beraber yazmıştı.

9. Vahşet (The Evil Dead 2, 1987)
Sam Raimi’nin 1981 senesinde çekmiş olduğu Evil Dead filminin hem devamı hem de parodisi sayılabilecek olan Evil Dead 2, aradan geçen seneler içinde gerçek bir kült film haline geldi. Sinir bozacak seviyede kanlı bir sertlik, neredeyse grotesk denebilecek bir komediyle buluşuyor.

10. Benimle Kal (Stand By Me, 1997)
Stephen King uyarlamaları pek beğenilmese de bu film onlardan değil. Mockumentary türünün en başarıya ulaşmış örneklerinden This is Spinal Tap’in yönetmeni olarak da tanıdığımız Rob Reiner’in, 4 arkadaşın yitik bir cesedin ardındaki maceralı yolculuğunu anlattığı film, leziz müzikleriyle de gönüllerde taht kuruyor.




