Age of Empires’a Dair Bugün Bile Hatırladığımız 5 Detay (Hangimiz Unutabildik ki?)

Dost ortamlarının ve strateji severlerin vazgeçilmezi Age of Empires’a dair bugün bile unutamadığımız bilgileri sizler için bir araya getirdik.
Kimimizin çocukluğunun kimimizin gençliğinin en heyecanlı saatlerini geçirdiği, web kafelerin vazgeçilmezi olan Age of Empires, aradan geçen onca yıla karşın popülerliğini asla yitirmeyen ender yapımlardan biri. Tarih derslerini sevmemizi elde eden, strateji kurma becerimizi geliştiren ve dost ortamlarındaki rekabeti zirveye taşıyan bu efsaneleşmiş, bir tek oynanışıyla değil, kendine özgü detaylarıyla da hafızalarımıza kazındı.
Bugün bile bir yerlerde o meşhur giriş müziğini duyduğumuzda ya da tanıdık bir replik işittiğimizde yüzümüzde istemsiz bir tebessüm oluşuyorsa bu oyunun hayatımızda bıraktığı izin ne kadar derin bulunduğunu anlayabiliriz. Hadi gelin o tozlu rafları birazcık karıştıralım ve Age of Empires denince akla gelen, üstünden seneler geçse de unutamadığımız o efsanevi detaylara yakından bakalım.
Rüyalarımıza giren “Wololo” sesi
Age of Empires dendiğinde akla gelen ilk şey emsalsiz o meşhur rahip sesidir. Birçoğumuzun hâlâ anlamını tam olarak bilmediği fakat duyduğu anda tüylerini diken diken eden “Wololo” repliği, oyun tarihinin en ikonik ses efektlerinden biri olarak kabul edilir. Düşman ordusunun üstüne gönderdiğimiz o yaşlı ve asalı rahiplerin, bir tek birkaç kelimeyle en kuvvetli şövalyeleri bile kendi safımıza çekmesi, oyunun en sinir bozucu fakat hem de en keyifli anlarından biriydi.
Rengi maviyken aniden kırmızıya dönen ve artık bizlere saldırmaya başlamış olan o askeri gördüğümüzde yaşadığımız şok, bugün bile internette sayısız gülmece içeriğine mevzu olmaya devam ediyor. Bu ses bir tek bir oyun efekti değil, bir taraf değişiklik yapma travması olarak zihnimizde yer etti.
Tarihin akışını değiştiren siyah otomobiller

Tarihsel gerçekliğe dayanan bir oyunda, Orta Çağ’ın ortasında roket atar şeklinde taş fırlatan siyah bir spor otomobil görmek Age of Empires’a hususi desek yalan olmaz. Oyunun hile kodları, minimum oyunun kendisi kadar meşhurdur ve “Big Daddy” yazdığımızda beliren o siyah otomobil, zorlandığımız görevlerin kurtarıcısı olmuştur. Yalnız otomobil da değil, “Photon Man” şeklinde kodlarla elde ettiğimiz lazer silahlı askerler, ok ve yayla savaşan medeniyetlere karşı kelimenin tam anlamıyla teknolojik bir şov yapmamızı sağlardı.
Hile yapmanın bu kadar keyifli ve keyifli olduğu başka bir strateji oyunu bulmak zor olsa gerek şu sebeple Age of Empires, oyuncusuna zamanı baştan yazma özgürlüğünü en absürt yollarla bile sunmayı başarıyordu.
Yalnız bir çekiçle dünya harikası inşa eden köylüler

Oyunun mantığına dair bugün bile üstüne konuştuğumuz en gülünç detaylardan biri de köylülerin emek verme prensibidir. Devasa kaleleri, surları ve hatta Dünya harikalarını inşa etmek için köylülerin elinde bir tek küçücük bir çekiç olması daima yüzümüzü güldürmüştür.
Üstelik bir binayı daha süratli bitirmek istediğimizde, inşaata on tane daha köylü eklerdik ve hepsi aynı anda o ufak çekiçleri sallayarak binayı saniyeler içinde dikerdi.
Kent merkezindeki çan sesi

Refah içinde tarlalarımızı ekerken, odunlarımızı toplarken duyduğumuz o acı siren sesi, doğrusu Kent Merkezi’ndeki çanın çalınması, hepimizin adrenalin seviyesini yükselten bir andı. Düşman saldırısı başladığında köylüleri korumak için o çana bastığımızda, haritadaki tüm işçilerin ellerindeki işi bırakıp Kent Merkezi’ne koşuşturmasını unutmak mümkün değil.
Binanın içine gizlenen köylülerin pencerelerden düşmana ok atması da köyün hep bir müdafa yaptığının göstergesiydi. O dönemler çan sesi birçoğumuzun korkulu rüyası, birçoğumuzun ise en oldukca duymayı sevilmiş olduğu sesti.
Bitmek bilmeyen odun ihtiyacı

Age of Empires oynayıp da “Wood needed” (Odun lazım) uyarısını duymayan yoktur. Oyunun başlangıcında yemyeşil ormanlarla kaplı olan haritanın, oyunun sonlarına doğru tamamen çorak bir araziye dönüşmesi, bizim kaynak sömürme mevzusundaki başarımızın (yada acımasızlığımızın) bir kanıtıydı. Bilhassa tarla yenilemek için devamlı oduna gereksinim duymamız, haritanın en ücra köşelerindeki ağaçlara bile göz dikmemize niçin olurdu.
Odun bittiğinde yaşanmış olan o umarsızlık hissi ve müttefiklerimize “Odun atın!” diye yalvarmamız, oyunun ekonomik yönetiminin ne kadar tehlikeli sonuç bulunduğunu hatırlatırdı. Bugün bile ormanlık bir alan gördüğümüzde aklımıza o pikselli ağaçların gelmesi, bu oyunun algımızı iyi mi şekillendirdiğinin en kolay göstergesi desek yalan olmaz.
Peki sizin Age of Empires’a dair unutamadığınız şeyler neler? Düşüncelerinizi aşağıdaki yorumlar kısmından bizimle paylaşabilirsiniz.



