Netflix’in Bu Hafta Gösterime Giren Yeni Filmi: IO

Yaşanmış olan bir yıkım sonrası hayatta kalma mücadelesinin anlatıldığı Netflix filmi IO, dün platformda gösterildi. Film ile alakalı detaylara gelin beraber göz atalım.
Ilk olarak altını çizmeliyiz ki yazımız IO hakkında hafifçe spoiler içerebilir. Eğer spoiler kaygısı olmayanlardansanız, haydi IO’yu incelemeye başlamış olalım. IO, gelecekte yaşanacak büyük bir yıkım sonrasını özetleyen öteki bir deyişle post-apokaliptik bir film. İlk bakışta IO’nun hikayesi oldukça iyi görünüyor. Filmin duygusal derinlik anlamında ise bazı eksiklikleri var benzer biçimde görünüyor.
Filmimizde Dünya, neredeyse tamamen terk edilmiş haldedir. İnsanların oldukca büyük bir kısmı, giderek daha da zehrili bir hale gelen atmosferden kaçarak Jüpiter’in uydularından kabul edilen Io’ya koloni oluşturmak için yarış içindedir.
Sonu gelmekte olan Dünya’da kalanlardan Sam ve Micah, filmin iki ana karakteri. Sam’i Margaret Qualley canlandırıyor. Micah karakterine ise Anthony Mackie can veriyor. Dünya’yı kurtarmak ve insanları Dünya’ya geri döndürmek için çabalayan genç bir bilim adamı olan Sam, sığınağına gelen Micah ile beraber gezegeni terk edip etmemeleri mevzusunda münakaşa yaşıyorlar. Filmin sonunda ise ikisi de kendi kararlarını uyguluyor.
Filmimizde oyunculuk kesinlikte tatminkar düzeyde iyi durumda. Senaryo ise bazen aşırı duygusal bölümleri içinde bulunduruyor. Ana karakterlerin Dünya’nın ne kadar kıymetli olduğu mevzusundaki düşünceleri, baştan sona samimiyetsiz hissettirebiliyor.

Kıyamet sonrası Dünya’yı özetleyen filmlerin sayısı düşünüldüğünde, IO’nun öbürlerinden bir farkının olması gerekiyordu. IO, Dünya’dan göç edilecek yeni gezegen vaadine odaklanmayarak, kendi öyküsünü sunmasıyla öteki filmlere bakılırsa farklılığını ortaya koyuyor. Netice olarak eğer post-apokaliptik türdeki filmlere ilgi duyuyorsanız, IO sizin için güzel bir alternatif olabilir. IO’nun fragmanını aşağıdan izleyebilir, buraya tıklayarak da Netflix’ten seyredebilirsiniz.



