Nostaljik Bir Yolculuğa Hazır mısınız?: İşte Bir Devrin “Gelecekten Gelmiş” Teknolojileri

Zamanında haiz olanın mahallede parmakla gösterildiği, bir devrin gelecekten gelmiş dedirten teknolojilerini sizler için bir araya getirdik.
Teknoloji dünyasının hızı kimi zaman başımızı döndürse de geçmişe dönerek baktığımızda yüzümüzde tatlı bir tebessüm oluşturan o efsanevi cihazları unutmak mümkün değil bu sebeple birçoğu piyasaya çıktıkları dönemde bir tek birer elektronik alet değil, âdeta bilim kurgu filmlerinden fırlamış mucizeler gibiydiler. Bugün cebimizde taşıdığımız akıllı telefonların yapabildiklerini düşündüğümüzde o eski dostlar birazcık ilkel görünebilir fakat her biri kendi devrinin en büyük inovasyonu ve statü sembolüydü.
O günlerde kasetin kalemle geri sarılmış olduğu, fotoğrafların banyodan çıkmasının beklendiği ve internete bağlanırken cızırtılı seslerin dinlendirilmiş olduğu zamanlar, aslen bugünkü dijital konforumuzun temellerini atan en heyecanlı geçiş dönemleriydi. Şimdi gelin, bir zamanlar “uzay teknolojisi” muamelesi gören, haiz olanın mahallede parmakla gösterildiği ve hayatımızı kökten değiştiren o unutulmaz teknolojilere yakından bakalım.
Özgürlüğün sesi: Sony Walkman
Müzik dinleme alışkanlıklarımızı kökünden değiştiren Sony Walkman, piyasaya sürüldüğü andan itibaren gerçek bir devrim yarattı ve müziği evin dört duvarı arasından çıkarıp sokaklara taşıdı. O güne kadar müzik dinlemek için devasa müzik setlerine yada radyolara mahkûm olan insanoğlu için beline taktığı minik bir kutuyla istediği şarkıyı istediği yerde dinleyebilmek inanılmaz bir lükstü.
Kulaklıkları takıp “play” tuşuna bastığınızda dünya ile bağlantınızın koptuğu o an, bireyselleşmenin de ilk adımlarından biriydi. Pillerin bitmemesi için kasetleri kalemle geri sarmak şeklinde ritüelleri olsa da Walkman bir nesle müziğin her an yanında olabileceği fikrini aşılayan, periyodunun oldukca ötesinde bir özgürlük simgesiydi.
Evimizdeki bilgisayar çağı: Commodore 64

Eğer 80’lerde yada 90’ların başlangıcında çocuksanız, “gelecek” kelimesinin karşılığı muhtemelen o bej renkli klavye ve televizyona bağlanan Commodore 64 bilgisayardı. Bugünün devasa işlemcileriyle kıyaslandığında gülünç kalsa da o dönemde evinizin salonunda oyun oynayabilmek, kod yazmak yada rahat işlemler yapmak insanlara sihir şeklinde geliyordu.
Kasetçalarla oyun yüklemeye çalışırken çıkan o meşhur cızırtılı sesler ve meşhur “kafa ayarı” yapmak için harcanan saatler, sabrın en büyük testiydi. Commodore 64, bir tek bir oyun makinesi değil, bununla beraber milyonlarca genci bilgisayar dünyasıyla tanıştıran ve bugünün yazılımcılarına esin veren, zamanının oldukca ötesinde bir ev teknolojisiydi.
Anı yakalamanın büyüsü: Polaroid fotoğraf makineleri

Dijital fotoğrafçılığın ve Instagram filtrelerinin atası sayılabilecek Polaroid makineler, fotoğrafın sonucunu görmek için günlerce bekleme zorunluluğunu ortadan kaldırdığı için tam anlamıyla büyüleyici bir teknolojiydi. Deklanşöre bastıktan saniyeler sonrasında makinenin içinden çıkan o kare filmi elinize alıp, görüntünün yavaş yavaş belirmesini izliyordunuz.
Fotoğrafı sallayarak görüntünün daha süratli oluşmasını beklemek ise o devrin en popüler kent efsanelerinden biri hâline gelmişti. Polaroid, anı dondurup derhal fizyolojik bir çıktı alabilme özelliğiyle, o yıllarda insanlara değişen teknolojinin ne kadar süratli ve ergonomik olabileceğini kanıtlayan en somut ve “fütüristik” örnekti.
Cebimizdeki efsaneleşmiş: Nokia 3310

Cep telefonlarının bir tek “alo” demekten öteye geçip bir yaşam seçimi hâline geldiği devrin en büyük kahramanı şüphesiz Nokia 3310 modelidir. Antensiz tasarımı, avuca tam oturan yapısı ve değiştirilebilir renkli kapaklarıyla bu telefon, o dönemde her insanın haiz olmak istediği, sanki gelecekten gelmiş bir yazışma aracıydı.
Bugünün akıllı telefonları en küçük darbede kırılırken, Nokia 3310’un beton zemine düşüp parçalara ayrıldığında bile yeniden birleştirilip çalışmaya devam etmesi, ona haklı bir “ölümsüzlük” ünvanı kazandırdı. Şarjının günlerce bitmemesi ve efsanevi yılan oyunu (Snake) ile saatlerce zaman geçirilmesi, bu aleti rahat bir telefon olmaktan çıkarıp bir devrin en ikonik teknolojik hatırasına dönüştürdü.
Oyun dünyasının taşınabilir evladı: Game Boy

Televizyona bağımlı kalmadan video oyunu oynamanın mümkün bulunduğunu gösteren Nintendo Game Boy, evlatların ve gençlerin rüyalarını süsleyen en büyük teknolojik oyuncaktı. O gri, kalınca gövdesi ve yeşil-siyah monokrom ekranı, bugünün standartlarında oldukca rahat görünse de o zamanlar cebinizde Tetris yada Mario oynayabilmek akıl almaz bir deneyimdi.
Dışarıda, otomobilde yada yatakta gizlice oyun oynamanın hazzı, ekranı görebilmek için doğru ışık açısını yakalamaya çalışmakla birleşirdi. Game Boy, oyun konsollarını devasa kutulardan çıkarıp avuç içine sığdırarak, mobil oyunculuğun gelecekte ne kadar büyük bir sektör olacağının ilk sinyallerini veren, zamanının ötesinde bir cihazdı.
Bileğimizdeki teknoloji üssü: Casio Databank

Akıllı saatlerin hemen hemen bilim kurgu filmlerinde bile nadiren görüldüğü bir dönemde, Casio Databank serisi saatler kolumuzda taşıdığımız küçük bir bilgisayar gibiydi. Üstündeki minnacık tuşlara basarak matematik işlemi yapmak, telefon numaralarını saatin hafızasına kaydetmek yada bazı gelişmiş modelleriyle tv yayınlarını değişiklik yapmak, o yıllarda evlatların kendini gizli saklı bir gizmen şeklinde hissetmesini sağlardı.
Yalnız saati öğrenmek için değil, verileri depolamak ve yönetmek için kullanılan bu cihazlar, değişen teknolojinin giyilebilir hâle gelmesinin ilk ve en havalı adımlarından biriydi. O dönemde okul sıralarında bir arkadaşınızın bileğinde bu saati görmek, onun teknolojiye ne kadar egemen bulunduğunun en büyük kanıtı sayılırdı.
Dijital mesuliyet: Sanal bebek (Tamagotchi)

Doksanların sonlarında bir anahtarlık büyüklüğündeki yumurta şeklindeki aygıt, milyonlarca çocuğa ve gence dijital bir canlıyla bağ kurmanın ne demek bulunduğunu öğretti. Sanal Bebek ya da orijinal adıyla Tamagotchi, bir tek piksellerden oluşan bir canlıyı beslemek, temizlemek ve onunla oyun oynamak üstüne kuruluydu sadece yarattığı duygusal bağ inanılmazdı.
Okulda ders aralarında gizlice cebinizden çıkarıp “ölmesin diye” beslediğiniz o küçük mahluk, aslen bugünkü simülasyon oyunlarının ve dijital asistanların en ilkel atasıydı. Pili bittiğinde yada ilgilenilmediğinde “ölmesi”, bir nesle mesuliyet bilincini ve teknolojik bir cihaza duyulan sevgiyi aşılayan acayip fakat unutulmaz bir deneyimdi.
Akıllı telefonların atası: PDA ve Palm Pilot

Bugün her işimizi hallettiğimiz akıllı telefonlar hemen hemen buluş edilmemişken, iş dünyasının ve teknoloji tutkunlarının elinde “Personal Digital Assistant” (Kişisel Dijital Destek) şu demek oluyor ki PDA’lar vardı. Bilhassa Palm Pilot şeklinde modeller, dokunmatik ekranı ve hususi kalemiyle (stylus) not tutmayı, ajanda yönetmeyi ve e-postaları denetim etmeyi mümkün kılarak o dönem için inanılmaz bir prestij sağlıyordu.
Kalemi ekrana dokundurduğunuzda hissettiğiniz o “geleceği yaşıyorum” hissi, kâğıt ve kalemin yavaş yavaş tarihe karışacağının habercisiydi. Cebe sığan bu ofisler, mobil değişen teknolojinin bir tek konuşmak için değil, yaşamı organize etmek için de kullanılabileceğini kanıtlayan vizyoner cihazlardı.
Dünyaya oluşturulan cızırtılı kapı: 56K Modem

Bir ihtimal elle tutulur bir “oyuncak” değildi fakat 56K modemlerin çıkardığı o kendine özgü, cızırtılı ve melodik bağlanma sesi, bir neslin hafızasına webin sesi olarak kazınmıştır. İnternete girmek için telefon hattının meşgul olması ihtiyaç duyulan, bir fotoğrafın yüklenmesi için dakikalarca heyecanla beklenilen o günler, sabrın ve keşfetme arzusunun en yoğun yaşandığı zamanlardı.
“Dünya genelinde ağ” kavramıyla evlerimize giren bu kutular, bilgiye ulaşmanın o dönemki en fütüristik yoluydu. Bağlantı kopmasın diye ev telefonunun açılmaması için verilen mücadeleler, bugünkü fiber hızındaki webin kıymetini anlamamız için yaşadığımız tatlı ve sıkıntılı bir geçiş süreciydi.
Devasa CD’lerin çağı: Lazer disk

Video kasetlerin (VHS) görüntü kalitesinin sorgulanmaya başladığı dönemde parıl parıl parlayan ve LP plak boyutundaki devasa CD’leri çağrıştıran lazer diskler, ev beyaz perde sistemlerinde bir devrim şeklinde karşılanmıştı. Kaseti başa sarmak zorunda kalmadan filmin istediğiniz sahnesine atlayabilmek ve o güne kadar görülmemiş netlikte bir görüntü elde etmek, film tutkunları için uzay çağı teknolojisiydi.
Her ne kadar ömrü kısa sürse ve yerini DVD’lere bıraksa da o büyük ve parlak diskleri oynatıcıya yerleştirmek, analog dünyadan dijital dünyaya geçişin en güzel duyu ve havalı sembollerinden biri olarak teknoloji tarihindeki yerini aldı.
Peki sizin asla unutamadığınız ve zamanında geleceğin teknolojisi olarak lanse ettiğiniz teknoloji neydi? Düşüncelerinizi aşağıdaki yorumlar kısmından bizimle paylaşabilirsiniz.



